29 Aralık 2011 Perşembe
20 Aralık 2011 Salı
'an'ı yaşayan varsa...
yani nedir bu felsefe hiç anlayamıyorum anlayamayacağım...
ben hep kendi hayatımın figüranı oldum çünkü...
ne zaman kontrol etsem hiç bi zaman ne tam yapmak istediklerimi yapabilmişim ne de yapmakla yükümlü olduklarımı...
sürekli karıştırmışım....biraz ondan biraz bundan derken...kafa bulanması, fikir çatışması ve çelişkilerle dolu bi süreçte yaşadığımı anladım...
anlıyorum ama her şeye elimi attığımdan hangisine doğru düzgün devam edeceğimi seçemiyorum...
aç gözlülükle ona buna saldırıp zihnimde ufacık bir "yoğunlaşma" olayına bir türlü vakıf olamıyorum...
zihnim benden önce kendi bulamaçlı yollarında bi türkü tutturuyor, arada halay çekmesi mi dersin, kafa sallaması mı, bir o yana bir bu yana yatması mı...derken derken bi curcuna bi keşmekeş...o sırada zaten ikindi sonrası gibi kapalı olan düşüncelerim bu curcunaya daha fazla dayanamayıp "öğğğyyykkk" diyerek karanlık yanlarını kusuveriyor...
sonrası kendimi zihnimde kaybediyorum...kimlik bunalımı mı?? hayır...yani öyle olmamasını umuyorum...
gelecek kaygısıyla karışık tembelliği nasıl korurum yolları diyorum ben kısaca.
vee tabi böyle bir yol olmadığı için...en azından para yokken böyle bir yol inşa edilemeyeceği için, hafakanlar basıyor....afakanlar da olabilir tabi hatta atakanlar olsaydı da olurdu...
neyse işte öyle bir ruh hali içindeyim...
finaller yaklaştı ya ondan mıdır nedir?
bi de grip olmuşum üstüne afiyet, hastalık da iyice beni mahsunlaştırdı, daha bi yalnız hissediyorum.
az daha iç dökersem ağlayabilirim de...
ağlarsam susmak bilmeyebilirim de...
zaten sinüslerim dolu, başım ağrıyabilir de...
kimse beni dizinde sallamaz artık büyüdüm diye de...
kima nazlanayımm bilemedim...
ben hep kendi hayatımın figüranı oldum çünkü...
ne zaman kontrol etsem hiç bi zaman ne tam yapmak istediklerimi yapabilmişim ne de yapmakla yükümlü olduklarımı...
sürekli karıştırmışım....biraz ondan biraz bundan derken...kafa bulanması, fikir çatışması ve çelişkilerle dolu bi süreçte yaşadığımı anladım...
anlıyorum ama her şeye elimi attığımdan hangisine doğru düzgün devam edeceğimi seçemiyorum...
aç gözlülükle ona buna saldırıp zihnimde ufacık bir "yoğunlaşma" olayına bir türlü vakıf olamıyorum...
zihnim benden önce kendi bulamaçlı yollarında bi türkü tutturuyor, arada halay çekmesi mi dersin, kafa sallaması mı, bir o yana bir bu yana yatması mı...derken derken bi curcuna bi keşmekeş...o sırada zaten ikindi sonrası gibi kapalı olan düşüncelerim bu curcunaya daha fazla dayanamayıp "öğğğyyykkk" diyerek karanlık yanlarını kusuveriyor...
sonrası kendimi zihnimde kaybediyorum...kimlik bunalımı mı?? hayır...yani öyle olmamasını umuyorum...
gelecek kaygısıyla karışık tembelliği nasıl korurum yolları diyorum ben kısaca.
vee tabi böyle bir yol olmadığı için...en azından para yokken böyle bir yol inşa edilemeyeceği için, hafakanlar basıyor....afakanlar da olabilir tabi hatta atakanlar olsaydı da olurdu...
neyse işte öyle bir ruh hali içindeyim...
finaller yaklaştı ya ondan mıdır nedir?
bi de grip olmuşum üstüne afiyet, hastalık da iyice beni mahsunlaştırdı, daha bi yalnız hissediyorum.
az daha iç dökersem ağlayabilirim de...
ağlarsam susmak bilmeyebilirim de...
zaten sinüslerim dolu, başım ağrıyabilir de...
kimse beni dizinde sallamaz artık büyüdüm diye de...
kima nazlanayımm bilemedim...
16 Aralık 2011 Cuma
kedi canımı benim yaa ^-^v
bugünlerde çok depresif takılmaya başladım...
sebep nedir efenim??
tabi ki okuldaki başarısız sınavlarım... her ne kadar süreçte elimizden geleni yapmış olsak da sonuç başarısızlık...
ve dünya üzerinde niyet değil amel önemli olabiliyor...
dindeyse tam tersi ameller niyetlere göre biliyorsun...
konuyu dağıtmayayım....
e be kızım sen de ne diye düşük notlar alıp duruyorsun?
bilsem...
yani belki biraz zihnim başka şeylerle dolu olduğu için kendimi derslere tam veremiyorum...
çok ıvır zıvırla uğraşıp ders çalışmayı sevmediğimden okuduklarımı aklımda tutamıyorum...
ama bunun bi hal çaresini de bulamıyorum........
başarısızlık yakama illet gibi yapıştı kurtulmak istiyorum ama acayip korkuyorum derslerden...
hangisinden başlayacağımı bile bilmiyorum 14 dersten....
yorgunluktan sürmenaj bile olmuş olabilir...
dikkat dağınıklığı ve gün boyu sarhoşluk da cabası....
ne sarhoşluğu?? O.o içmeden sarhoş derler ya... uykusunu alamayıp gece boyu rüya görmekten...
sayıklamak da eşantiyon...
sebep nedir efenim??
tabi ki okuldaki başarısız sınavlarım... her ne kadar süreçte elimizden geleni yapmış olsak da sonuç başarısızlık...
ve dünya üzerinde niyet değil amel önemli olabiliyor...
dindeyse tam tersi ameller niyetlere göre biliyorsun...
konuyu dağıtmayayım....
e be kızım sen de ne diye düşük notlar alıp duruyorsun?
bilsem...
yani belki biraz zihnim başka şeylerle dolu olduğu için kendimi derslere tam veremiyorum...
çok ıvır zıvırla uğraşıp ders çalışmayı sevmediğimden okuduklarımı aklımda tutamıyorum...
ama bunun bi hal çaresini de bulamıyorum........
başarısızlık yakama illet gibi yapıştı kurtulmak istiyorum ama acayip korkuyorum derslerden...
hangisinden başlayacağımı bile bilmiyorum 14 dersten....
yorgunluktan sürmenaj bile olmuş olabilir...
dikkat dağınıklığı ve gün boyu sarhoşluk da cabası....
ne sarhoşluğu?? O.o içmeden sarhoş derler ya... uykusunu alamayıp gece boyu rüya görmekten...
sayıklamak da eşantiyon...
13 Kasım 2011 Pazar
49 gün~herkesin isteyeceği o 'bir şans daha?' olayı
~spoiler uyarısı~spoiler sayılabilir de sayılmayabilir de.
uzun zamandan beri ilk kez uzun bir şey yazacağım sanırım....
bu sıralar tam da artık kendimi derslere vermem gerek dediğim zamanlar....
aslında '49 days' başladığından beri dizinin ilk 8 bölümü indirmiştim.sonradan izlenecekler listesindeydi.
devamını indirmemiştim araya başka diziler girmişti vs...
neyse bayramda canım o kadar sıkıldı ki...hiç bir şeye gönül veremedim...
ne yapsam ne etsem??? en iyisi mi hadi şu diziye şöyle bir başlayım sıkılırsam bırakırım...
sıkılacağımdan nerdeyse emindim ^ ^
aaaa ne ilginç konusu yahu~~ beni sarmaya başladı...
-neymiş konusu duyalım bakalım...
-şimdi bi kadın var...aslında 3 esas kadın var :D tuhaf bir kaza sonucu çakışan hayatlar diyeyim ben sana çok basit tabiriyle...biraz fantastik tabii ama ne de olsa alacakaranlık, harry potter, vampire diaries vs... gibi film ve dizileri sevdiğim için bunla da aramda sorun olmayacağını hemmen anladım :D tabi ruh bekçisi denilen adamı beğenmemin bunla hiç alakası yok :D ya da Han Kang <3
her neyse kadının hayatına devam edebilmesi için 49 günlüğüne başkasının bedeninde kendisi için gerçekten ağlayanlardan 3 tane saf gözyaşı bulması gerek...
entrikalar, aldatmalar, sırttan bıçaklanmalar... bi de babasının beyninde tümör yok muymuş??aaaa :D
ve bi de liseden beri kadını seven bir adam var. olay örgüsü benim anlattığım gibi tek düze değil tabi...
her bölümü heyecanla takip ederek iki gece üstüste sabahladım denebilir...ve beni böyle sarıp sarmalayan bir dizi izlemeyeli de çok olmuştu....
hala devam etmekteyim...normalde yüksek çözünürlük takıntım olmasına rağmen nasıl bir meraksa beni netten izlemeye zorladı...standartlarımdan ve prensiplerimden taviz verdim...oyyyyy
bi kaç foto madem...
| ruh ve beden Ji Hyun ve Yi Kyung |
| ruh ve bekçisi :)) |
| ruh bekçisi,ruh, beden.... |
| bu Han Kang :))) saranghae Han Kang :)) esas kızın(ruh) liseden beri aşığı (platonik) |
| entrikadan sorumlu ikili :)) |
| Han Kang ve beden :)) kıza beden demek biraz abes tabiii dizide 2. başrol yani farklı bir hikayesi de var...gizemli bi tip |
| -aslında ruh bekçisi kızın sevdiği adammışşş -hadi yaaa |
| Han Kang la ruhumuz liseden arkadaş ama kız hiç bişe çakmamış :D |
7 Kasım 2011 Pazartesi
bayram
hala bir yanımız hüzünlü olmasına rağmen...
bayramın atmosferi ruhumuzu ve insanlığımızı tekrar canlandırmak için bir fırsat belki...
iyi ki müslümanım....
herkese iyi bayramlar...unuttuğunuz duyguları yeniden yaşarsınız inş. :)
10 Ekim 2011 Pazartesi
eczacı
bu eczacı adayının mesleki değerlendirmelerini okuyun ve "diplomalı bakkal" hangi badirelerden geçiyormuş görün...
efenim beni bu çetrefilli yola ne sürükledi tam olarak bilemiyorum...
belki ilk tercih ettiğim yıllarda kazanç...
ya da çalışma ortamı rahatlığı...
ama gel gelelim seneler geçtikçe zaten hafif olan ilgimi de kaybediverdim...çok değerli(!) hocalarım öpüyorum sizi....
her neyse...
bu konuya değinmemin bir nedeni de bugünkü "ilaç araştırma ve geliştirme" seçmeli dersimdi...
bi profesör ancak insanı mesleğiyle ilgili bu kadar karamsarlığa sürükleyebilirdi, sağolsun elinden geleni ardına koymadı...
neden mi?
son zamanlarda eczacılık alan açısından gelişmeye başladı, şöyle ki eczane eczacısı, hastane eczacısı ve endüstri eczacısı...bi de klinik eczacılık var ama henüz ülkemizde tam olarak gelişmiş ve yaygın değil...
ve yine son zamanlarda eczacılık fakültelerinin sayısı arttı, tabi ki kontenjanlar da paralel şekilde artış gösterdi.
mesela bizim dönemden önce 80 kişi olan kontenjan benim dönemimde 120 ye çıkarıldı ve bu sadece benim fakülteme has bir durum değildi.böylelikle potansiyel iş imkanları sınırlandırılmış oldu.(devletin ilacı markete indirme fikrini saymıyorum bile)
ayrıca eczane açanların kazancı ve açacakların da yer şansı azalmış oldu.
hastane eczacılığı devlet sektöründe olursa elbette kpss ile girilebilen ve an itibariyle-ki bu bize hocanın söylediği şey- açık alan olmayan bir tercih...
hocanın dediğine göre ilk defa bir devirde eczacılar işsiz kalmış. ne kadar içaçıcı bir durum...
benim gibi "zaten mezun olunca eczane açsam nasıl dört duvar arasında çalışırım senelerce?" diye düşünen ve hala sonunda ne yapacağına karar vermemiş birisi için ne kadar yol gösterici oldu tahmin edersin....
endüstri eczacılığı denen şey de tahmin ettiğin gibi ilaç fabrikalarında ruhsat sorumluluğu veya üst düzey yönetici tarzı bir şeyler...mesul müdürlüğü....
ama bunun için de yüksek lisans yapmak şartmış yoksa yükselme imkanı yokmuş....
ve efendim hocaya kalırsa ciddi olarak düşünmeden doktoraya da başlamamalıymışız...çok zorlanırmışız....
biz 5 sene okuyarak güya avrupa standartlarında mezun oluyoruz ve doktoraya yüksek lisans yapmadan başlamak yasal hakkımız ama 5 sene boyunca ne öğrendik ki yeterli olalım???(onca bitkisel içerik, kimyasal formül, anatomik ve latince bilgi... her biri 3'er saat süren işkence gibi laboratuvarlar vs tabiki boşa gitmiş!!)
hocaya göre yeterli de olamıyormuşuz ve ona gelen doktora öğrencileri önce yüksek lisans yapmak istiyormuş.....
tamam da hoca biz ne yapalım şimdi??? 4.sınıfız artık dönüşü de yok yani....
tüm hayatımı geleceği olmayan bir mesleğe mi adadım??? ya da her neyse...
eğer hocayı dinlesem Japonya'ya gitme fikrinden de vazgeçmeliymişim....
nasıl bir eğitmen acaba insanı hayallerinden vazgeçmeye teşvik edebilir???
nasıl bi okulda okuduğumu anladın mı??? çok karamsarım bu konuda....
şimdilik kararım şu: "kafanın dikine git!!" sadece öğrenmek için kafa yoracağım zevk almaya çalışacağım....
insan mesleğiyle eşini iyi seçmeli ya işte bu yüzden....ikisi de bir ömür seninle olacak....
efenim beni bu çetrefilli yola ne sürükledi tam olarak bilemiyorum...
belki ilk tercih ettiğim yıllarda kazanç...
ya da çalışma ortamı rahatlığı...
ama gel gelelim seneler geçtikçe zaten hafif olan ilgimi de kaybediverdim...çok değerli(!) hocalarım öpüyorum sizi....
her neyse...
bu konuya değinmemin bir nedeni de bugünkü "ilaç araştırma ve geliştirme" seçmeli dersimdi...
bi profesör ancak insanı mesleğiyle ilgili bu kadar karamsarlığa sürükleyebilirdi, sağolsun elinden geleni ardına koymadı...
neden mi?
son zamanlarda eczacılık alan açısından gelişmeye başladı, şöyle ki eczane eczacısı, hastane eczacısı ve endüstri eczacısı...bi de klinik eczacılık var ama henüz ülkemizde tam olarak gelişmiş ve yaygın değil...
ve yine son zamanlarda eczacılık fakültelerinin sayısı arttı, tabi ki kontenjanlar da paralel şekilde artış gösterdi.
mesela bizim dönemden önce 80 kişi olan kontenjan benim dönemimde 120 ye çıkarıldı ve bu sadece benim fakülteme has bir durum değildi.böylelikle potansiyel iş imkanları sınırlandırılmış oldu.(devletin ilacı markete indirme fikrini saymıyorum bile)
ayrıca eczane açanların kazancı ve açacakların da yer şansı azalmış oldu.
hastane eczacılığı devlet sektöründe olursa elbette kpss ile girilebilen ve an itibariyle-ki bu bize hocanın söylediği şey- açık alan olmayan bir tercih...
hocanın dediğine göre ilk defa bir devirde eczacılar işsiz kalmış. ne kadar içaçıcı bir durum...
benim gibi "zaten mezun olunca eczane açsam nasıl dört duvar arasında çalışırım senelerce?" diye düşünen ve hala sonunda ne yapacağına karar vermemiş birisi için ne kadar yol gösterici oldu tahmin edersin....
endüstri eczacılığı denen şey de tahmin ettiğin gibi ilaç fabrikalarında ruhsat sorumluluğu veya üst düzey yönetici tarzı bir şeyler...mesul müdürlüğü....
ama bunun için de yüksek lisans yapmak şartmış yoksa yükselme imkanı yokmuş....
ve efendim hocaya kalırsa ciddi olarak düşünmeden doktoraya da başlamamalıymışız...çok zorlanırmışız....
biz 5 sene okuyarak güya avrupa standartlarında mezun oluyoruz ve doktoraya yüksek lisans yapmadan başlamak yasal hakkımız ama 5 sene boyunca ne öğrendik ki yeterli olalım???(onca bitkisel içerik, kimyasal formül, anatomik ve latince bilgi... her biri 3'er saat süren işkence gibi laboratuvarlar vs tabiki boşa gitmiş!!)
hocaya göre yeterli de olamıyormuşuz ve ona gelen doktora öğrencileri önce yüksek lisans yapmak istiyormuş.....
tamam da hoca biz ne yapalım şimdi??? 4.sınıfız artık dönüşü de yok yani....
tüm hayatımı geleceği olmayan bir mesleğe mi adadım??? ya da her neyse...
eğer hocayı dinlesem Japonya'ya gitme fikrinden de vazgeçmeliymişim....
nasıl bir eğitmen acaba insanı hayallerinden vazgeçmeye teşvik edebilir???
nasıl bi okulda okuduğumu anladın mı??? çok karamsarım bu konuda....
şimdilik kararım şu: "kafanın dikine git!!" sadece öğrenmek için kafa yoracağım zevk almaya çalışacağım....
insan mesleğiyle eşini iyi seçmeli ya işte bu yüzden....ikisi de bir ömür seninle olacak....
7 Ekim 2011 Cuma
kimim ben?
hayalkırıklıklarıyla dolu seneler...
bitmiş arkadaşlıklar...
menfaate dayalı ilişkiler
bitmek bilmeyen sıkıcı ve karmaşık dersler...
her kafadan bir ses...
verdiğim tepkileri, hayat tarzımı, insani vasıflarımı ölçüyorum biçiyorum,
yıllardır tanıdığımı sandığım kendimi tanıyamıyorum...
geriye kafamda sorular ve diz boyu umutsuzlukla ben yalnız kalıyorum...
ve bu durum hayatımdaki en sıkıcı nokta...
kurduğum her hayalin aslında sadece kendimi oyalamak için olduğunu anlıyorum...
gerçekleşmeyeceğini, gerçekleştirecek zamanımın ve gücümün olmadığını farkediyorum...
kendi iç dünyamı sırtlanıyorum ve yuvarlanıyorum yokuş aşağı...
bir çizgi...
yaşamla ölüm arası...
bir çizgi...
hayal ve gerçek
bir çizgi...
delilikle akıllılık...
bir çizgi...
cennet ve cehennem...
ben nerdeyim? bilmem...
bitmiş arkadaşlıklar...
menfaate dayalı ilişkiler
bitmek bilmeyen sıkıcı ve karmaşık dersler...
her kafadan bir ses...
verdiğim tepkileri, hayat tarzımı, insani vasıflarımı ölçüyorum biçiyorum,
yıllardır tanıdığımı sandığım kendimi tanıyamıyorum...
geriye kafamda sorular ve diz boyu umutsuzlukla ben yalnız kalıyorum...
ve bu durum hayatımdaki en sıkıcı nokta...
kurduğum her hayalin aslında sadece kendimi oyalamak için olduğunu anlıyorum...
gerçekleşmeyeceğini, gerçekleştirecek zamanımın ve gücümün olmadığını farkediyorum...
kendi iç dünyamı sırtlanıyorum ve yuvarlanıyorum yokuş aşağı...
bir çizgi...
yaşamla ölüm arası...
bir çizgi...
hayal ve gerçek
bir çizgi...
delilikle akıllılık...
bir çizgi...
cennet ve cehennem...
ben nerdeyim? bilmem...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





